Sunday, April 22, 2012

Siz hala Kur’an’ı sarıp saklıyor musunuz?

Kur’an’ı saklamayın, dolap üstlerinde yorgan aralarına sıkıştırmayın, araba aynalarına asmayın… okuyun. Din dersi eğitimi kavgasında Sayın Kılıçdaroğlu’nun ‘biz Kur’an’ı pamuklara sarıp saklarız, ne işi var okullarda’ meali söylemi büyük bir yarayı deşti; saklanan din ve yerine konan hurafeler… Cehalet sadece matematik, biyoloji coğrafya bilgisi eksikliği ile olmuyor, dini bilmemek de büyük bir cehalet. Keşke sadece cehalet deyip geçebilsek ama dini bilmeyenlere yutturulan hurafeler bugün dünyada milyonlarca insanın hayatını karartmakta, binlerce cana malolmakta. Bu nedenle inanıp inanmamaktan geçtim ama doğru haliyle bilinmesi çok önemli. Siz inanmayın ama ne anlatılıyor, ne söyleniyor bilin. Kur’an bir kitaptır. Müthiş bir kitaptır. Evrende eşi benzeri yoktur. Sırları vardır. En büyük sırrı anlamak isteyerek okuyanın anladığıdır. “Öylesine” göz atanın anladığı görülmemiştir. Araştıran bilir, bir hazinedir, bir yaşam kılavuzudur. Dinin ne olduğu ve tabii ki ne olmadığı açıklanır. Din’e inananlar vardır inanmayanlar vardır. Ama inananların çoğunlukta olduğu bir ülkede, hele hele yanlış bilgilenmeyle yaşanan onca kavga, onca savaş varken dünyada, dinin okullarda öğretilmesinin önemli ve gerekli olduğuna inanıyorum. Psikoloji, felsefe dersleri okutulurken din kelimesinin ürkütüyor olması ilginç zaten. Din kavramı, son zamanlarda türeyen yaşam koçluğu vs isimler altında, kendini çaresiz, zayıf, başarısız hissedenlere “güç sizde, içinizde, kendinizi sevin, kendinize inanın, haydi şuracıktan bir atlayın” söylemleri düzeyinde, ölümlerde, doğumlarda, kız istemelerde ‘ele güne karşı’ bir rutin, imtihan öncesi, aşk acısı sonrası, hastalık, yokluk vs durumlarda sığınılan felsefi bir liman, Ramazan aylarında usulen yapılan bir iki fedakarlık, nazar boncuğu, karınca duası, bereket muskası boyutunda algılanıyor olabilir. Daha çok türbülansa giren uçaklarda, dalgalanan denizlerde hatırlanmaya çalışılan duaları, tuzu, şekeri kapıp gidilen yatırları, yatır duvarlarına sarılıp ağlamaları, cenazelerde takılan başörtüleri, evden sağ adımla çıkmaları, kurşun döktürmeleri, bu algının eylemleri arasında sayabiliriz. Ancak dini ciddiye alanların, hayatını dindar biri olarak yaşamak isteyenlerin de doğru haliyle öğrenme ve çocuklarına en ehil ellerde öğretme isteğini yok sayamazsınız. Bunu yok sayıp, dini bahsettiğim kavramlar boyutuna indirgeyip, kendi korkularınız yüzünden, kendi algı boyutunuzda yaşanmasını dayatamazsınız. Tabii demokratik bir ülke istiyorsanız. Dinin - tüm dinlerin – temel sunumunu (tabii ki isteyene) devletin vermesi fikrinin yanında olma sebebim özel sektöre bu anlamda daha az güvenmem. Çocuklarına dini en doğru şekliyle öğretmek isteyenlerin bu eğitimi de diğer konular gibi devletten beklemeleri gayet mantıklı. Çarpıtılmış din kavramının kişilere ve ülkeye verdiği zararın boyutunu bildiğim için devlete uzanmanın, devletle diyaloğun daha kolay olduğunu düşünüyorum. Sabahtan akşama hurafe sayan medya yüzlerine ikazda bulunma şansınız hiç yok. Devlet bu önemli konuda özel yapılanmalara oranla çok daha hassas davranacak, eleştirileri daha dikkate alacaktır. “Hiçbir eleştiriyi dikkate almıyor gibi görünen hükümet için mi bunları söylüyorsun?” dediğinizi duyar gibiyim ama hangi hükümet gelirse gelsin yönetime, çok daha dikkatli seçeceklerini düşünüyorum eğitmenleri. Bu da okullarda din dersinin olup olmaması tartışmasının çok önünde duran bir başka konuyu gündeme getiriyor ve getirmeli; din eğitmenleri kimler olacak, ne öğretecek? Sadece siyasilerin değil yıllarını eğitime vermiş insanların da içinde olduğu kurullardan çıkacak kararların uygulanacağı, dinlerin de (her dinden vatandaşın istifade edeceği), diğer başlıkların da çağa uygun şekilde, çocuklara eziyet etmeden ve ezberden çok araştırmaya, öğrenmeye yönelik sistemlerle hayata geçirileceği bir eğitime kavuşmak ülkemizin büyük ihtiyacı. Her şeyin ama her şeyin başının eğitim olduğunu unutmamak lazım. Matematik, fizik kadar ahlak, din, sosyal ilişkiler, aile, vatan sevgisi, hayvan sevgisi, adalet, saygı gibi insanca ve birlikte yaşamanın temel olguları da eğitimin bir parçasıdır. Kadına şiddetin, hayvanlara yapılan işkencelerin, hırsızlığın, cinayetlerin, tecavüzlerin, çocuk gelinlerin, kadın ticaretinin, her türlü yolsuzluğun ve maalesef yobazlıkla birlikte din savaşlarının gittikçe arttığı çağımızda, bir türlü yakalayamadığımız demokrasi hala uzakken, ırkçılık ve ötekileştirme almış başını gidiyorken, ülkemizde çok ciddi bir Türk, Kürt, Ermeni vs ayrımcılık sorunu varken, eğitimin sosyal konuları da kapsamasının önemini hala fark edemeyen varsa bir daha düşünsün derim…

No comments:

Post a Comment