Friday, August 17, 2012

Tanrı parçacığını arıyorlar… benim karşımda her gün

Kırık beyaz tenleri… öyle narin duruyorlar ki karşımda, bu kavurucu sıcakta bir şemsiye açasım geliyor üstlerine.Uzansam dokunacağım. Balkondan içeri ha girdi ha girecek cilalanmış gibi pırıl pırıl koca yaprakların arasından iri beyaz çiçekler. Bir ev beğenmiştim taşınmaya karar verdiğimde, aklım kalmıştı camın önündeki dev manolyada. Uçuk kaçıktı rakamlar, gülerek çıkmıştım ama manolya ağacı rüyama girmişti birkaç gece. Şimdi bakıyorum da camdan, ne müthiş bir hediye… Kibarca selamlıyorum her sabah. Garip bir saygı hali üstümde. Sadece günden geceye taşıdığı bir mükemmellik duygusu değil, yaşama bir ayna sanki, her gün, nerede olduğumuzu, nereye yürüdüğümüzü, ne yaptığımızı düşündüren koca ağaç. O hepimizden eski, güçlü ve gururlu.
Dile kolay… 20 milyon yıllık hikayesiyle duruyor karşımda. 20 milyon yıldır yeryüzünde, güzelliği bir yana varolduğundan beri şifa da dağıtıyor tüm bitkiler gibi. Kimbilir kaç sinek, kaç böcek, kaç bakteri çeşidine ev sahipliği yapıyor. Her sabah aynı gülümseme yüzünde. Bir Türk kahvesi içiyoruz karşılıklı, öyle başlıyoruz güne. Bir patlama olacak henüz var olmayan evrende, arkasından bu ağaç çıkacak karşımıza… gel de selam verme. Kargalarımız var, serçeler, adını bilmediğim ne kuşlar, arılar, bol bol sivrisinek. Kirpilerimiz de var, tırtıllarımız, salyangozlarımız… hepsi ayrı mucize aynı bahçede. Anlatırım onları da bir gün. Gündem öyle yorucu, öyle sıkıntılı ki ülkemde, ilaç gibi geliyor bazen doğaya kaçmak. Ceviz ağacı ayrı bir yazıda bekliyor sırasını, öyle heybetli, çamlar kış masallarına… Bir farkına varsalar nasıl mucizelerle dolu dünya, ne Kürt meselesi kalacak ne savaş dünyada. Kargalar müthiş. Tüylerim ürperiyor bazen. Bir tel bulup, ucunu kıvırdı kaşık gibi, daldırdı gagasını sokamadığı kavanozun içine, onunla çekip aldı peyniri belgeselde. Bizimkilerin hiç farkı yok. İsteseler hepimizi çıkartırlar evlerimizden, açarlar televizyonu, doldururlar küveti. O zekada “görünüyorlar”. Attığım ekmeği kuru bulmuş, götürüp su birikintisine batırıyor, öyle yiyor şu kaldırımın kenarındaki. Sivrisinek acayip. Tam 25 milyon yıllık fosili var. Dişi şivrisinekler larvaları için kan topluyorlar, gıdaları değil. Bu bilgin, insanlık tarihinden çok önce biliyor anesteziyi. İğnesini saplamadan önce uyuşturuyor bölgeyi. Yani hem insan derisinin neyle uyuştuğunu bulmuş hem ona göre etken madde üretmiş. Çift burgulu testere kullanıyor iğne diye, yoksa deriyi kesemez öyle milimlik boyuyla (günümüzde ameliyatlarda kullanılan ağrısız neşterler bu testerenin eseri). İnsan kanının pıhtılaşma özelliğini iyi araştırmış, hortumunu sokacağı yere ayrı bir kimyasal daha sürüyor. Ah bir de ısıya duyarlı gece görüş sistemi var arkadaşların – şu milyarlar harcadıklarımızdan, öyle buluyorlar zifiri karanlıkta hedefi… tam 25 milyon yıldır. Bu arada larvasının hangi kan grubuna ihtiyacı varsa kokuyla buluyor. Biz tahlil üstüne tahlil yaptırıp duralım bebeğin durumu ne diye. Onların gittiği tıp okulunu tek geçiyorum. Arısı bol bahçemizin. Girdiler mi eve, ne alırdınız diye soruyorum. Hiç şaşırmam bir dilim elma derlerse bir gün. Milim şaşmıyor kovandaki altıgenlerin büyüklüğü. Üstelik dışardan yapmaya başlıyorlar petekleri, ortada bitiriyorlar. Matematik bilmeyen, cetveli kalemi olmayan kimse yapamaz. Olan bile şaşar. Nasıl biliyorlar altıgen formun balı saklayacak en geniş hacme sahip olduğunu, nasıl anlatıyorlar her yeni doğana bu bilgileri?.. Biri de anlamasın, sersem sersem gezinsin etrafta... Hepsi görevini biliyor, işçiler, kraliçe… biri de çıkıp sen niye kraliçesin, ben olacağım demiyor. Tanrı parçacığını arıyorlar, maddenin nasıl oluştuğunu bulduk sayılır diyorlar… Şuna Tanrı parçacığı demeseler… zaten bilim adamları da şikayetçi bu isimden, onlar tesadüf’e delil arıyorlar. Öyle derlerse açıklamaları gerekecek benim manolyayı, sivrisineği, kargayı, o aklı, o bilimi, o kodlamaları. Çiçeğin kokusunu, meyvanın tadını, hissi, aşkı, öfkeyi… Denizaltı için yunuslar, helikopter için yusufçuklar, kir tutmayan boya için lotuslar, sonar sistem için yarasalar örnek alınıyor hala. Mükemmellik sadece doğada. Bilim Cern’de büyük buluşlara imza atıyor. Kimbilir ne ilginç, ne müthiş teknolojik gelişmeler girecek evlerimize, hayatlarımıza… Merakla bekliyoruz. Ama derseniz ki Tanrı parçacığı… o bizim bahçede.

No comments:

Post a Comment