Monday, November 16, 2009

DARBE

Darbe emri II. Mahmud'dan Osmanlı tarihinde ordu, her zaman en önemli rolü oynayan kurumlardandı. Ancak ordu komutanları, sivil otorite olan sadrazamın emrindeydiler ve protokolde ulemadan sonra geliyorlardı. İkinci Mahmud, yeniçeri ocağını ortadan kaldırıp, yeni orduyu kurunca seraskeri, yani genelkurmay başkanını sadrazam ve şeyhülislamla denk hale getirdi. Yeni rejimi koruma ve kollama görevini de yeni orduya verdi.

Osmanlılar'ın Avrupa'ya ve diğer Türk beyliklerine üstünlük sağlayıp, dünyanın en büyük imparatorluklarından birini kurmalarının sebebi çok erken tarihte düzenli ordu kurmalarıydı. Gerek Osmanlılar'dan önceki Türk devletlerinin, gerekse Safeviler ve Akkoyunlular gibi Osmanlı ile çağdaş Türk devletlerinin orduları aşiret kuvvetlerinden meydana gelirdi. Avrupa'da da ordular, ya paralı birliklerden veya prenslerin, kontların, düklerin gönderdiği askerlerden oluşurdu. Osmanlılar, Orhan Gazi zamanında Türk köylülerinden yaya ve müsellem adıyla ilk düzenli askeri birlikleri kurdular. Bu birlikler, ihtiyaca cevap vermeyince bazı Avrupalı yazarların, "şeytan icadı" diye adlandırdıkları Kapıkulu Ocakları kuruldu. Bunlar tam profesyonel askerlerdi. Ayrıca timar sistemi ile yeniçeriler kadar profesyonel olmasa da, yine meslekleri sadece askerlik olan sipahi teşkilatı tesis edilmişti. Bu durum, beylikten devlete geçişte önemli bir adımdı. Osmanlılar'ın, Anadolu beylikleri arasında farklı bir yapı kazanmaları bu tür devlet örgütlenmeleriyle aşiret yapısından kurtulmaları sayesinde oldu.
YENİ BİR ORDU
15-16. yüzyıllarda Avrupa'yı sarsan Osmanlı ordusu 17. yüzyıldan itibaren devlet otoritesinin bozulması ve Avrupa'da gelişen yeni savaş silah ve yöntemleri yüzünden eski gücünü kaybetmeye başladı. Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa'nın artan askeri üstünlüğüyle baş etmek için ıslahat, yani reformlar yaptı ama bir türlü istediği sonuçlara ulaşamadı. 18. yüzyılda Avrupa'dan askeri uzmanlar getirtilerek yapılan reformlar da yeniçerilerin direnişi yüzünden başarılı olamadı 18. yüzyılda yeniçeriler savaşlara gitmedikleri gibi Avrupai tarzda asker yetiştirilmesini de engellediler. Yeniçeriler, Üçüncü Selim'in Nizam- ı Cedid uygulamalarını engelledikleri gibi İkinci Mahmud'un talimli asker yetiştirmesine karşı çıkınca ipler tamamen koptu. Kılıcını kuşanıp, halkın ve ulemanın desteğini alan İkinci Mahmud, 1826'da yeniçeri ocağını ortadan kaldırdı.
YENİ ASKERİ KURUMLAR
Yeniçeri Ocağı'nın yerine halkın ve ulemanın sempatisini ve desteğini kazanmak amacıyla, Hz. Muhammed'in ismine izafeten Asâkir-i Mansure-i Muhammediyeî, yani Hazreti Muhammed'in Muzaffer Askerleri adıyla yeni bir ordu kuruldu. Yeni ordu için bir aydan daha kısa bir sürede 7 Temmuz 1826 tarihli yeni bir kanunname hazırlandı. Kanunname hükümlerine göre başlangıçta 12 bin kişiden oluşacak Asâkir- i Mansûre ordusunda askerlik süresi 12 yıl olacak ve askere alma işi gönüllülük esasına göre yapılacaktı. Asker kaydına önce İstanbul'dan başlanmış, gerek başkent halkı gerekse taşradan gelenler sayesinde kısa sürede önemli sayıda asker kaydedilmişti. Yeni kurulan ordunun başarılı olması için birçok Avrupalı uzman getirtildi.
Özellikle Prusya, yani Almanya'dan gelen Moltke ile Mülbach gibi uzmanlar sayesinde, yeni ordu modern standartlara kavuşturuldu. Avrupa'da askerlik alanında neşredilen önemli eserler, özellikle Serasker Hüsrev Paşa'nın çabalarıyla Türkçe'ye çevirtilip askeri literatür zenginleştirilerek, bu bilgiler doğrultusunda ordunun modernizasyonuna çalışıldı. Askeri tabip, cerrah ve eczacı yetiştirmek üzere 1827'de Mekteb-i Tıbbiye ve Cerrahhane kuruldu. Timar sistemi 1831'de kaldırılarak arazileri hazineye devredildi. 1834'te Mehterhane kaldırılarak yerine Avrupa modelinde askeri bando olarak Mızıka-yı Hümayun kuruldu. 1834'te Redif Teşkilatı kurularak ilk defa ihtiyat sistemi ve yedek ordu teşkil edildi. Süvari ve piyade subaylarının yetişmesi için 1834'te Harbiye Mektebi eğitime başladı. Yeni kurulan Mansure ordusu için, yeni üniformalar hazırlandı. 1836'da Feshane kurularak burada fes ve diğer askeri üniformalar üretilmeye başlandı.
OSMANLI GENELKURMAYI YÜKSELİYOR
Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılmasıyla Yeniçeri Ağalığı tarihe karıştığından yerine 1826'da "Seraskerlik Kurumu" kurulmuştu. Başlangıçta seraskerlik makamı Mansure Ordusu'nun komutanı olarak teşkil edilmekle birlikte, kısa sürede bütün kara ordularının komutanı hâline geldi. İlk serasker olan Ağa Hüseyin Paşa, yeniçeriliğin ortadan kaldırılmasından sonraki günlerde Süleymaniye Camii avlusunda görev yaptıktan sonra Ağa Kapısı'na taşındı. Ancak askeri çevreler ve özellikle de halk arasında yeni seraskerlik makamının eskiden olduğu gibi "Ağa Kapısı" olarak söylenmeye devam edilmesi sultanı hayli rahatsız etmişti. Bunun üzerine, burası "Fetvâhâne" ismiyle şeyhülislamlara tahsis edildi. Beyazıt'taki Eski Saray, yani bugün İstanbul Üniversitesi'nin bulunduğu yer de seraskerlik makamı olarak kullanılmaya başlandı. Askeri sistemdeki değişim ve dönüşüm süreci seraskerliğin statüsünü ve önemini artırdı. 1836'daki teşrifat, yani protokol düzenlemesiyle serasker, protokol bakımından şeyhülislam ve sadrazamla denk hale geldi. Bu durum askeri sınıfı, idari ve siyasi yapının temel dayanakları birisi yaptığı gibi ordunun iktidar üzerindeki etkinliğini de arttırdı. Yeni rejimi koruma ve kollama görevi de artık yeni ordunundu.
ŞEYTAN iCADI
Osmanlı Beyliği'nin ilk dönemlerindeki askeri kuvvetler (yaya ve müsellemler, timarlı sipahiler, gaziler) 1360'larda Edirne'nin fethinden sonra, imparatorluğun artan askeri ihtiyacını karşılamamaya başladı. Ayrıca Osmanlı Beyliği yavaş yavaş merkezileşmeye başlıyordu. Bütün bu ihtiyaçlar merkezde bulunan daimi bir ordu tarafından karşılanabilirdi.
Bunun üzerine Osmanlılar kendilerinden önceki Türk devletlerinde bulunan gulam usulünü geliştirerek devşirme sistemini kurdular. Birinci Murad devrinde Çandarlı Kara Halil ile Kara Rüstem, Hristiyan esirlerden merkezi bir ordu için istifade edilmesi düşüncesini ileri sürdüler. Bu teklif üzerine Rumeli'de akınlarda bulunan beylere haber salınıp alınan esirlerin beşte birinin devlet hissesi olarak ayrılması emredildi.
Devlete verilen esirler belirli bir eğitimden geçirildikten sonra asker olarak kullanılmaya başlandı. Böylece yeniçerilerin de içinde yer aldığı Kapıkulu Ocaklarının temeli atılmıştı. Yeniçerilerin, Osmanlı İmparatorluğu'na en büyük katkısı, Türk aristokrasisinin gücünün kırılıp, merkezi idarenin kurulmasına vesile teşkil etmiş olmalarıdır. Daha önceki Türk devletlerinde, bu çapta merkezi bir askeri teşkilat kurulamadığı için aşiretler ve nüfuz sahibi olmuş komutanlar taht kavgalarına ve devletlerin bölünüp, yok olmasına sebep oluyorlardı. Merkezin güçlendirilememesinden dolayı Osmanlılar'dan önceki birçok Türk devleti devamlı olamayıp, kısa sürede parçalanmıştı.
Yeniçerilerin sayıları 16. yüzyılın sonlarına kadar 15 bini geçmemişti. İmparatorluğun en iyi eğitimli askeri gücü olmalarına rağmen, sayılarının az olması sebebiyle Osmanlı zaferlerinde oynadıkları rol sınırlıdır. Ayrıca Kapıkulu Ocakları'nın tamamı yeniçerilerden müteşekkil değildi. Ocağın diğer kısımlarının (Kapıkulu süvarileri, topçular, humbaracılar, top arabacıları, lağımcılar, cebeciler) Osmanlı İmparatorluğu'na katkısı ihmal edilmemelidir. Bu dönemde imparatorluğun en büyük askeri gücü, sayıları 80 bine kadar çıkan timarlı sipahilerdi. Kazanılan askeri başarılarda timarlı sipahilerin rolü oldukça önemlidir.
DiN YOLUYLA MEŞRUiYET
Yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonraki yeniden yapılanma ve askeri reform süreci, yazılan kitaplar ve taşradaki valilere gönderilen fermanlarla idareciler ve muhafazakâr halk nazarında meşrulaştırılmaya çalışıldı. Yazılan fermanlarda, yeniçerilerin, talime başlayacaklarına dair söz verdikleri, ancak sözlerinde durmayıp, "sultana isyan"a kalkıştıkları ve "Kur'ân-ı Kerîm'i bıçakla parçaladıkları" şeklindeki ifadeler, bu meşruiyet çabasında öne çıkarılan dini argümanlardı. Kadılara ve valilere gönderilen fermanlarda, mahalle imamlarının cami kürsülerinden "devleti yeniden ayağa kaldırmak için kitâb ve şeri'at hükmünce yeniçeriliğin kaldırıldığı" yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye adıyla yeni bir ordunun kurulduğunu ilân ve bu konuda halkı ikna etmeleri emredildi. Yeni kurulan ordunun halk ve ulema gözünde meşruiyetini sağlamak için ordunun teşkilatında imamlara da yer verilmiş, her kışlada birer mektep yapılarak, mutlaka günde bir kez Kuran- ı Kerim okunması ile ilmihal bilgilerinin öğretilmesi ve beş vakit namazın cemaatle kılınması da kanunname hükümlerine ilave edilmişti.

No comments:

Post a Comment