Monday, November 16, 2009

Neuchatel bir zafer miydi? m

6 yaşında, kafamın ön camdan çıktığı ve karşıdaki şöförün öldüğü trafik kazası...
29 yaşında, merkez üsse 100 metre mesafede, uykuda yakalandığım 7.4'lük Gölcük Depremi...
30 yaşında, Atlanta-Georgia'da iniş sırasında içinde bulunduğum uçağın kanadına düşen yıldırım...
33 yaşında, İstanbul'da kalkıştan saniyeler sonra sol motora dalarak motoru patlatan ve zorlu bir zorunlu inişe yol açan kuş sürüsü...
37 yılda beni ölüme en çok yaklaştıran bunlardan biri değil, Tanju Çolak'tır.
18 yaşında Ali Sami Yen'de, Neuchatel maçında kapalının göbeğinde Tanju'nun golü sonrası onlarca insanın altında, yukarıdan aşağı üç sıra boyunca yatarken, dakikalarca nefessiz kaldığımda daha çok hissettim ölümü.
30 bin kişilik statta 50 bin kişi vardı o gün. Ve o gün orada yaralanmayan çok az insan vardı.
Biz o günü futbolumuzun en büyük zaferlerinden biri saydığımız için bugün bu durumdayız.
Yan hakemin, rakip futbolcunun kafasının yarılmasında kendimizde suç bulmadığımız için bu haldeyiz.
Maçın tekrar kararı çıktığında, ulusal bütünleşmemizi statlarımızı düzeltmek için değil, kararı geri aldırmak için tesis ettiğimiz için bu haldeyiz.
O parayı atanı değil, cezayı veren UEFA'yı suçlu ilan ettiğimiz için.
Şimdi elinizi vicdanınıza koyun: cumartesi sahada rakip Fenerbahçe değil, Neuchatel olsaydı bugün ne konuşacaktık? Kesin olan şu ki, öyle olsa bugün biz, İsviçre'lilerin bizi nasıl tahrik ettiğinden bahsediyorduk.
Ve herkesi göreve çağırıyorduk. Az ceza almamız için herkes seferber olacak, gerekirse el öpülecek ve bu olayları eleştirenler de vatan haini olacaktı.
Çünkü biliyoruz ki, bu ülkede bir vatanperverlik tarifi sorunu var. Daha iyi, daha medeni, daha zengin, daha güvenli, daha özgür bir ülkede yaşamak isteyenleri vatan haini ilan eden bir vatanperverlik tarifi bu. Ve doğal olarak vatanperverliği nasıl tarif ediyorsak taraftarlığı da öyle tarif ediyoruz.
Halbuki "Biz bunu hak etmiyoruz" demek, sorunu çözmek için çalışmaktır vatanperverlik.

Şanslıyız
Bugün tartışmaya başlamalı ve bu maçı Heyselvari bir başlangıç olarak almalıyız. Bir ölüm yaşanmaması bu 19 Mayıs'ın önemini azaltmaz.
Öncelikle başlamamız gereken nokta, bunun Galatasaray'ın değil Türkiye'nin ayıbı olduğu konusundan birleşmektir. Galatasaray'ı ve taraftarını tek suçlu ilan etmek kan davasını büyütmekten öte bir sonuç yaratmaz. Eski defterler açılır. Gerets'in yarılan alnı, Mondi'nin kafasında patlayan bomba konur önünüze ve tıkanır kalırsınız.
Halbuki bugün herkesin bu olayı Kadıköy'de, İnönü'de, Avni Aker'de ve Atatürkler'de olmuş kabul etme ve aynı derecede utanç duyma günüdür.
Eğer buradan hareket etmezsek sadece büyüyen bir kan davamız olur, o kadar.
"Bu olay Türkiye'de oldu ve müsebbibi bizim insanlarımızdır. Sonuçlarını da biz çekmekteyiz. Biz bunu çözmeliyiz" demek zamanıdır.
Bu büyük utancı sadece Galatasaraylılar değil herkes, Türkiye duymalıdır. Çünkü o atılan taşlardan biri Arda'yı, Tuncay'ı öldürse bunu biz yapmış olacaktık. Eğer Kezman'ı, Inamoto'yu öldürse biz hesap verecektik. Bunun utancıyla yaşayacaktık.
Önlemleri buna göre almalıdır bu toplum. Utançla ama iyiye ulaşacağımıza inançla.
-Suç şahsidir, ceza da şahsi olmalıdır. Sahaya madde atan, tüküren, sürekli ayağa kalkıp küfür eden, stada aşırı alkollü gelen bireysel olarak cezalandırılmalıdır. Bunun için yasaya filan gerek yok. Yolda adamın kafasına taş attığında sen cezalandırılıyorsan, statta attığında da sen cezalandırılırsın. Statları meşru alanlar olmaktan çıkarmak gerek, hepsi bu. Özel yasaya ihtiyaç yok.
Bu işte başka çıkar yol da yok.
Ancak önce utanmayı öğrenmek, ar damarımızı diktirmek gerek.
Neuchatel maçını zafer, İsviçre Meydan Dayağını tahrik sonucu gördüğümüz sürece sorun çözülemez.
Neuchatel maçı büyük bir hezimet ve İsviçre maçı tarihin en büyük utancıdır. Yapan, kimse cezalandırılmalıdır.
Çünkü artık ben ve benim gibiler başkalarının yaptığı rezilliklerin utancını yaşamaktan bıktık.


1 Mayıs ve 19 Mayıs

Maçta beklediğimden az olay oldu. Çünkü hazırlık daha büyüktü. Sahaya açılan güvenlik kapılarının kilitlerinin çıkarılacağı ve seyircinin sahaya gireceği haberi gelmişti misal. Ve beş maçtan fazla bir ceza göze alınmıştı. Bu söyleniyordu.
Aslında çok daha önceye dayanıyor hazırlıklar. Bu maç için konuk takım tribünü daha Vestel maçında yer değiştirdi. Şu andaki yerle kapalı arasında olan boşluk fiili müdahaleyi zorlaştırdığı için yönetim baskıya dayanamadı ve rakip takım alanını yeni açığa taşıdı. Taşıdı ki, savaş rahat çıksın. Sonra gelen uyarılarla eski yerine döndü tribün. Bu haberleri almak için öyle büyük muhabir, müthiş istihbaratçı olmaya gerek yok. Ama nasıl oluyorsa 1 Mayıs'ta olay çıkacak diye şehri kilitleyen, Beyoğlu'nu Filistin'e çeviren valilik bu maçı seyrediyor. Bravo!
1 Mayıs'ta işçileri dövün, 19 Mayıs'ta gençleri birbirine kırdırın. İşte Atam durum budur.


Haydar Dümen Cumhurbaşkanı olsun

Akıl alır gibi değil. Fenerbahçe alkışlanır mı tartışmasından olmuş bunlar. Bu tartışma seyirciyi tahrik etmiş. Bu söyleniyor ve hak veriyoruz hep birlikte. Çünkü gerçek.
Peki normal bir insan böyle bir şeyden tahrik olur mu?
Ya da doğrusu normal bir insan böyle bir şeyden mi tahrik olur?
Hep söyler sosyologlar ve tıp adamları. Bu toplumda cinsellikle ilgili büyük sorunlar var diye. Düşünsenize alkış tartışması bile tahrik ediyor bizi.
O halde Haydar Dümen, Cumhurbaşkanı olmalı. Toplumun ihtiyacı budur.

mdemirkol@milliyet.com.tr

No comments:

Post a Comment