Emre'ye, Terim'e yazarken kendimize yani basına dönmeyi ihmal etmemek lazım. Gündem gözümüzü karartmadı merak etmeyin sevgili okurlar. Bugün, sayfalara dökülen ibretlik iki haberi ele alacağız.
30 Ocak 2005 akşamı Pierre Van Hooijdonk, tedavi için Hollanda'da bulunduğu süre içinde basında gönderileceği yönünde haberlerin yer almasını eleştirdiği basın toplantısına ''İyi akşamlar kaliteli Türk medyası'' diyerek başlamıştı.
Aziz Pierre Türkiye'de ilk kez ağzını bozunca bizim medyamızın da sinirleri zıplamıştı. "Vay o kim oluyormuş da basını eleştiriyormuş, zaten gittiği bütün takımlarda problem çıkarıyormuş..." muş da muş... Tüm Hooijdonkseverler, zılgıtı yiyince Hooijdonk düşmanı olmuştu adeta...
Habere bak!
Geçtiğimiz günlerde basına Özhan Canaydın'ın pankreas kanseri olduğu ve başkanlığı bırakacağı yansıdı...
Ertesi gün ise Canaydın sağlık durumuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: "Pankreasta bir bölge tespit edildi. Müsait bir yerde olduğu ve taramalarda kötü netice olmayacağı, ameliyatla alınmasının iyi olacağı söylendi. Şimdi düşünüyorum ya ameliyat olacağım ya da olmayacağım. Hastalığımın kötü bir hastalıkmış gibi yansıtılmasını esefle kınıyorum. Sapasağlam ayaktayım ve sorunum yok".
Bir insanın hastalığı üzerinden, onun ve ailesinin neler hissedeceğini düşünmeden yalan haber yapmak, çıkar ummak ne kadar etik? Bu, gazetecilik ilkeleriyle ne kadar bağdaşıyor? Evet, Emre'nin, Appiah'ın yaptığı kabul edilemez, bunu hiçbir gerekçe haklı göstermez! Ancak onlara insanlık, adamlık(!) dersi verenlerin önce kendilerinin bazı dersler alması gerekiyor gibime geliyor... Kabul ediyorum; ülkemiz gazetecilik gerçekliğinde pireyi deve yapma geleneği vardır. Bu durumun çok satmak, çok okunmak kaygısından oluşması ve bu gerçekliğin bana yanlış gelmesi söz konusuysa da bu bir gerçekliktir. Ancak bu durumla meşru her yöntemle mücadele edilmelidir...
Durun! Daha bitmedi...
Geçtiğimiz hafta Takvim gazetesinde manşetten bir haber: Higuain 10 numaraFPRIVATE "TYPE=PICT;ALT="
"...İstanbul Büyükşehir Belediye'nin başarılı teknik direktörü Abdullah Avcı, Beşiktaş'ın Arjantinli futbolcusu Higuain için, 'Türkiye'ye gelen en kaliteli yabancılardan biri' dedi... Avcı, 'Seyrederken büyük zevk aldım. Hazır olduğunda takıma önemli bir güç katacak' diye konuştu.
Avcı gibi Arjantinli futbolcuya tam not veren bir diğer isim de bir zamanlar Beşiktaş'ın formasını giyen İstanbul Büyükşehir'in as futbolcusu Sertan oldu...."
Oysa, oysa!
"Ne var bu haberde" demeyin! Bir dakika...
Takvim'de çıkan haberden sonra, Abdullah Avcı'yı aradım... "Higuain'i çok beğenmişsin" diyerek... Ve bakın Avcı bana neler söyledi:
"Takvim gazetesinden biri beni aradı. 'Çok iyi şeyler yapıyorsunuz, iyi oyun oynatıyorsunuz' diye beni överek; 'Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş'a çok yer veriyoruz, biz sizinle röportaj yapmak istiyoruz' dedi. Ben de Salı, Çarşamba çift antrenmanım olduğunu, Çarşamba günü ararlarsa Perşembe günü olabileceğini söyledim. Çok teşekkür etti. Ondan sonra 'Hafta sonu Beşiktaş'la bir antrenman maçı yaptınız, basına kapalıydı. Higuain için ne söylüyorsunuz' diye sordu. 'Ben 2 tane yeni oyuncu oynattım. Kendi oyuncularıma baktım. Rakip takımın oyuncularına pek bakmadım. Hareketli bir oyuncu gibi gözüküyor' dedim. Sadece buydu söylediğim. Ertesi günü Takvim gazetesinde tam sayfa başlık var: 'Abdullah Avcı, Higuain'e hayran kaldı' diye... Sinan Engin'in de bir demeci var: 'Abdullah Avcı'nın görüşleri bizim için çok önemli' diye. Sertan'ı da aramamışlar. 'Sertan maçta oynadı mı' diye bana sormuşlardı. 'Evet, oynadı. 2. golü attı' demiştim. Ertesi günü Sertan'ın ağzından da 'Higuain 10 numara' diye demeç vardı. Sertan'a sordum, onu kimse aramamış..."
Sonra Takvim'in arşivine girdim. Haberi tekrar okudum. Beşiktaş'la ilgili en önemli haber buydu. Editör manşetlik haber bulamayınca, ne yapsın? Abdullah Avcı'nın ve Sertan'ın ağzından haber yapmış...
Anlaşılan Aziz Pierre hiç de haksız değilmiş!.. ''İyi akşamlar kaliteli Türk medyası''...
Onlar yanlış biliyor!
Geçtiğimiz pazartesi akşamı Santra'da Gerets mi daha iyi hoca, Zico mu, Feldkamp mı tartışması vardı... Tartışma Galatasaray'ın şampiyon olduğu 2005-2006 sezonuna geldi. Galatasaray'ı kimin şampiyon yaptığına... Gerets mi, Fenerbahçe mi?
Bülent Tulun: Gerets Türkiye rekoru kırdı.
Kemal Belgin: Galatasaray'ı Fenerbahçe şampiyon yaptı.
BT: Türkiye puan rekoru kırdı Gerets. 50 senede Türkiye'ye kaç tane antrenör gelmiştir yabancı?
KB: Ooo, kıyamet.
BT: Niye hiçbiri kıramadı da rekoru, Gerets kırdı... 83 puan Türkiye rekoru...
Yukarıdaki yazıda dediğiniz gibi "ne var bunda" diyeceksiniz biliyorum... Hatta çoğunuz "evet 83 puan Türkiye rekoru" diyecek... Çünkü Galatasaray'ın şampiyon olduğu sene birçok Galatasaraylı yazar, muhabir bunu böyle yazdı, söyledi... Bülent Tulun da onlardan duyduğunu tekrarlıyor...
Hayır efendim! Galatasaray ve Gerets 2005-2006 sezonunda Türkiye puan rekoru kırmadı... Türkiye puan rekoru 2002-2003 sezonunda Lucesculu Beşiktaş tarafından 85 puanla kırılmıştı...
2002-03 SEZONU
TAKIMLAR O G B M A Y P
1 BEŞİKTAŞ 34 26 7 1 63 21 85
2 Galatasaray 34 24 5 5 61 27 77
3 Gençlerbirliği 34 19 9 6 76 40 66
4 Gaziantep 34 16 9 9 61 41 57
5 Malatyaspor 34 14 10 10 56 45 52
6 Fenerbahçe 34 13 12 9 55 42 51
7 Trabzonspor 34 13 12 9 44 33 51
8 Ankaragücü 34 15 4 15 44 42 49
9 İstanbulspor 34 12 7 15 42 47 43
10 Denizlispor 34 10 10 14 37 42 40
11 Adanaspor 34 10 10 14 44 54 40
12 Samsunspor 34 10 9 15 42 59 39
13 Elazığspor 34 10 7 17 40 59 37
14 Diyarbakır 34 9 9 16 34 47 36
15 Bursaspor 34 9 9 16 42 62 36
16 Altay 34 9 8 17 48 69 35
17 Göztepe 34 5 11 18 32 57 26
18 Kocaelispor 34 6 4 24 32 66 22
Geçmiş olsun!
Maçı yazabilecek miyim, yazamayacak mıyım bilemiyorum... Çünkü hakikaten başım ağrıyor.
(Mustafa Denizli - Milliyet)
Olsun Abi!
Gelelim sana Emre; daha futbolunun başındasın Emre. İngiltere'ye gittin güzel de, ne yaptın orada bir kendi kendine sorsana. Bir takımda varsın, bazen yedek soyunuyorsun, bazen de onsekiz kişilik kadroya almıyorlar seni. Ben Profesyonel Futbolcular Derneği Başkanıyım Emre. İnönü Stadı'nda kapımızdan içeri giren, Atatürk'ün veciz sözüyle karşılaşır. Hem de kocaman panoyu kaplayan bir yazıdır bu. Ne demiş ulu önderimiz "BEN SPORCUNUN ZEKİ, ÇEVİK VE AYNI ZAMANDA AHLAKLISINI SEVERİM" Şimdi sen bu sözlerin hangi bölümünü kendine yakıştırıyorsan onu alnına yaz ve öyle dolaş.! Bugüne kadar gelmiş geçmiş Türk Milli takım kaptanlarından hiç birimiz senin yaptığın bu çirkin hareketi yapmadık. Sen bu çirkinliğinle Türk Futbol tarihine de geçtin. Yazıklar olsun sana Emre...
(Turgay Şeren - Akşam)
Mantık kaçtı?
6 tane gol atıldı. 6-0. Ya bir de seyircili olsaydı? 12 garanti. Seyircisiz 6 oluyorsa, seyircinin teşviğiyle 12 olacak demektir.
(Osman Tamburacı - Verkaç, Fox TV)
Siz olun o zaman!
Devre arasında Mehmet Yıldız'ı alan takım şampiyon olur.
(Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun)
Lincoln'ü tanıyalım 8:
LİNCOLN'ün, Almanya'daki suç dosyası yapraklara sığmaz. 2005'de Almanya Lig Kupası finalinde Stuttgartlı rakibi Tomas Hitzlsperger'in suratına tükürdü... 4 maç ceza aldı! Geçtiğimiz sezon Leverkusenli milli futbolcu Bernd Schneider'e tokat attı... 5 maç ceza yedi! Lincoln'ün bu son hareketi ve 5 maç ceza, şampiyonluk savaşı veren Schalke'yi zora düşürdü. Alman medyası ve taraftarlar kaçan şampiyonluğun faturasını Lincoln'a kesti. Ve Schalke artık Lincoln için bitmişti. Ülkesine gitti, menajeri Andreas Müller'i arayarak noktayı koydu... Almanya'ya dönmek istemiyorum!
(Korkut Göze - Hürriyet)
Sen bilirsin!
Fatih Hoca'ma şunu sormak isterim. Yarın bir gün işler ters giderse, biz hesabı İçişleri Bakanlığı'ndan mı soracağız, Dışişleri Bakanlığı'ndan mı soracağız? Yoksa Portekiz Milli Takımı Teknik Direktörü'nden mi?
(Erman Toroğlu - Hürriyet)
No comments:
Post a Comment