Monday, November 16, 2009

FATIH TERIM

Terim bunu hak etmiyor1- Bosna Hersek'ten yediğimiz son dakika golünün aynısını Malta'dan ilk gol olarak yedik. Bosna Hersek'ten golü yediğimiz dakikada da 2. golü.
Bu golleri Fransa'dan, İtalya'dan yemiş olsak 'Çalıştık, bu hatalara konsantre olduk, ama beceremedik' diyebiliriz. Ama Bosna ve Malta'dan üst üste yediğimiz zaman mazeret olamıyor.
2- Romanya elini kolunu sallayarak orta sahamızı geçip savunmanın arkasına sarktı. Rakibe baskı yapamadığımız, önde basamadığımız, onları bozamadığımız için. Aynı orta saha göbeğiyle Malta karşısına çıktık. Emre'nin fiziksel durumu, son bir senedir oynadığı maç sayısı, kilosunu bir kenara bırakın (sadece bunlar bile sahada olmasını manasız kılıyor ya neyse) Hamit de, Emre de burada ancak defansif bir oyuncuyla misal Deniz'le, daha iyisi Ayhan'la oynayabilir. Ama ikisi aynı anda sahada. Bu temel futbol ilkelerinden kopuş demek. Bu o kadar yumuşak bir göbek ki, Hamit ve Emre maç boyunca birer faul yapmışlar.
3- Bu kadar kapalı oynamaya çalışan bir takıma karşı uzaktan şut atmak gerekir. Peki kaç şut atmışız. Sadece 1 (bir).
4- Marco Aurelio neden Türk Milli Takımı'nda oynuyor? Çünkü çok iyi bir iki yönlü orta saha oyuncusu. Bir çoğuna göre bu özelliklere sahip en iyi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Peki o yokken neden ona yakın özellikte bir oyuncu oynamıyor? Ayhan, Deniz, Serdar Kurtuluş, Hüseyin vs. Eğer bu özellikler sahip bir oyuncu olmadan oynayabiliyorsak, neden Brezilyalı bir oyuncuyu devşiriyoruz?
5- Geri 4'lüde top yapabilen oyuncu yok. Orta sahada ise sadece derinlemesine oynayabilen 3 oyuncunun yanında bir tek Emre var. Hakan eski topa yapışan arkadaşlarına zaman veren Hakan değil. Peki nasıl bir baskı kurulacak rakibe? Aynı zamanda geri 4'lünün savunma yönündeki zaafları da ortada. Orta sahada bir direnç olmadığı gibi, topa da sahip olamıyor. Peki topu nasıl uzak tutacağız rakipten?
6- Milli takımın kalecisi kim? Ya da hani 1 numaralı tercih her şartta Rüştü'ydü.
7- Ve en önemlisi: Bizim takımlarımız sadece savaştığı, sahada futbol anlamında kavga ettiği zaman başarılı oldu. Son Dünya Kupası ve devam etmekte olan Avrupa Şampiyonası gösterdi ki basketbolda da durum bu. Terim, UEFA Kupası'nı bu ülkeye getirirken de böyle oynuyordu Galatasaray. Yılmadan rakibi ısırıyor, bozuyordu. Bunu yaptığı zaman farklı oldu Türkler ve herkesin saygısını kazandı. Terim bunu yapabildiği için futbol tarihinin hâlâ ve ne olursa olsun bir numarasıdır. Ama tarihte kalmak üzere. Bu yöntemi keşfetmiş olan teknik adam, kendi metodunu durup dururken terk etti. Bu kadar light bir takımın üst üste sahaya sürülmesini başka nasıl açıklayabiliriz ki? Bu yöntem doğruysa, UEFA'yı kazandıran mı yanlıştı?
Fatih Terim bu takımın başına bizi Dünya Kupası'na götürecek diye getirildi. Gidemediğimiz gibi, futbol tarihimizin en büyük rezilliğini İsviçre karşısında yaşadık. Şimdiyse sadece maç kazanamıyor değiliz, sadece Avrupa Şampiyonası tehlikeye girmiş değil... Türk futbolunun devrimcisi, hepimizi peşine taktığı metodunu terk etti. Bu Türk futboluna, şampiyonaya gidememekten çok daha büyük bir darbe.
Hızla eskiye, 20 sene öncesine dönüyoruz. Terim'in futbolcu olduğu dönemlere.
Terim'in bile 'Terim'e bunu yapmaya hakkı yoktur.
Ne Terim bunu hak ediyor, ne de biz!
Emre'siz bir mili takım

Bir performansı eleştirmek o performansı sergileyen kişinin hayattaki varlığını, yaptığı her şeyi eleştirmek anlamına gelmez. Bu yüzden Emre'nin Malta maçından sonra "Bu ülkenin yaşadığı başarıların hepsinde biz varız" açıklaması manasızdır. Bu söyledikleri büyük bir yetenek olan Emre'nin hayatı anlamada yaşadığı güçlükleri de anlatıyor aslında. Bunun sonucu olarak neden 4 yıldır sıfır performansla oynadığını!
Emre'nin milli takıma katkısı sıfır. Oynadığı kulüplerde vazgeçilmez olamıyor. Sürekli hocasının bile anlamadığı sakatlıklar yaşıyor.
Ne Inter, ne de Newcastle'da direkt oyuncu olamadı. Olağanüstü yeteneklerine rağmen manşetlere futboluyla değil, önce İsviçre maçındaki olaylar, sonra da 'Irkçı tavırlar' soruşturmasıyla çıktı. Her seferinde ülke halkından yardım istedi ve tüm ülke ayağa kalktı. Peki bunların sonunda Emre'de bir geri dönüş var mı?
Hayır, gün geçtikçe daha sıradan bir futbolcu oluyor. Maalesef ne acı ki bu böyle!
Ve bu performans ortadayken Emre vazgeçilmez olduğunu, eleştirilmez olduğunu düşünüyor!
Emre çok zamandır, performansı açısından güvenilmez bir oyuncu. Bir milli takım onun geçmişteki, 6-7 yıl önceki performansına göre şekillendirilemez. Artık milli takım o yokmuş gibi kurulmalı. O ve Yıldıray'a göre şekillendirilecek bir takım yarı yolda kalır. Çünkü ne zaman sağlıklı olacaklarını bilmek olanaksız?
Peki bunu Terim yapabilir mi? Galatasaray'a geldiğinde hiç düşünmeden İlyas ve Ceyhun'u silebilen Terim bunu bugün niye yapamıyor? İkinci Galatasaray seferinde Hakan'ı istemeyen Terim, 4 yıl sonra nasıl oluyor da Hakan'sız bir milli takım yapamıyor? Bu takım futbol performansı kriterlerine göre mi yapılıyor, yoksa başka faktörler mi var?

Yine yeniden sonuna kadar

Ben yazmaktan sıkılmayacağım. Düzelene kadar. Böyle milli takım forması olmaz. Maçı 30. dakikada seyretmeye başlasanız, pilot çekimde hangi takım Türk Milli Takımı anlamanız 10 dakika sürer. Biz bembeyaz bir forma giyiyoruz, onlar kıpkırmızı. Türk Milli Takımı'nın kolay ayırt edilen alameti farikası olan bir forması olması lazım. Bunun için önerdiğim Turkuaz formayı Fenerbahçe'nin giymiş olması, bu fikri kullanılmaz kılmaz. Ama giyilmesi gereken asıl forma, göğüs bantlı klasiktir. Bir an önce Türk Milli Takımı'nın forması değiştirilmeli.

No comments:

Post a Comment